7 Temmuz 2017 Cuma

En Büyük Yeteneğimiz: Beyin

Sanıyorum 12-13 yaşlarıma kadar hayatımdaki en büyük bilinmezlik televizyonlar olabilir. O görüntülerin bize nasıl sunulduğunu, bütün televizyonların -aynı kanalda- aynı şeyleri gösterip göstermediğini merak ederdim. Görüntümüz bozulduğunda evimizin tavanına çıkıp, antenimizi Güneş'e çevirmişliğim bile vardır. (Çocuk aklı, görüntüleri oradan birileri gönderiyor sanırdım) Biraz daha büyüdüğümde sistemin sandığım kadar kaotik olmadığını anlamaya başladım. Yine de televizyonları, uzay sondalarını, uçakları tasarlayanlara hayran olmamak neredeyse imkansızdır. Araçların altında yatan mühendislik, nereden bakarsanız bakın muhteşem gözükür. 

Yaşadığımız bu dünyada, insanların gelişmişliğine karşın, benim -hatta bizim- iptidai kalmamız, onları izlemememiz ne kadar doğrudur bilemiyorum. Bu noktada, İyontalı bir bilim insanı Demokritos (M.Ö. 460-370) ile çok sevmediğim bir filozof olan İmmanuel Kant (1724-1804) bana yardımcı olacak sözler etmişlerdir.

Kant, ''En büyük ahlaksızlık, yeteneğin üstüne gidilmemesidir'' derken,
Demokritos, ''Bir şeyin nedenini öğrenmeyi, kral olmaya yeğ tutarım'' demiştir.
Şu cümlelere saygı ile eğilmemek mümkün müdür?

Çocukken anlayamadığım, son 6-7 sene içinde kavrayabildiğim şey, tüm araçların bir beynin eseri olduğudur. Bana göre evrenin en büyük gizemi ''beyin'' dir. Kendisi ortalamak olarak 1400 gr. ağırlıkta olup, (kadınlarda 1300 gr. kadardır) evrendeki en karmaşık maddesel yapılanmadır. Şunu söylemeden de geçmemem gerekiyor; 3 buçuk milyar yıllık bir argeyle savaşamazsınız, eğer onu öğrenirseniz bilgelik peşinizden gelecektir. Evet a dostlar, biyoloji her zaman kazanır. (Öğrenmek burada çok ağır olabilir, evrenin en karmaşık şeyiyle karşı karşıya geldiğinizde ''onu anlamaya çalışmak'' daha doğru yöntem olacaktır)

Artık yıldızların ne ihtiva ettiğini büyük bir kesinlikle, helyosismolojik yöntemler ile bilebilirken, beynin kararları nasıl verdiğini, hafızamızın nerede olduğunu neden bilemiyoruz? Evrendeki en karmaşık organizma derken bunu söylüyordum. Yıldızlar çok basit olmasa da, onları beynimizin türettiği yöntemler ile anlayabiliyoruz. Kendi beynimizi anlamaya çalışırken, ondan daha karmaşık bir şeyle değil, beynimizi kullanıyoruz. Aslında burada paradoksal bir durum ortaya çıkıyor. Bir kabın içine 1000 gr. su, 160 gr. yağ, 110 gr. protein, 15 gr. şeker ve biraz da tuz koyduğumuzda -ki beynimizin muhtevası tamamen bundan ibarettir- neden bir beyin yapamıyoruz? Önceden de bahsettiğim gibi, bu karışımı 3 buçuk milyar yıl karıştırsak bile bir beyin olacağına ihtimal vermiyorum. Coca Cola ürünlerinde ''doğal aroma vericiler'' yazar bilir misiniz? Ben de beyin tarifinde ''şefin özel sosu'' olduğunu, bunu da hiçbir zaman bilemeyeceğimizi düşünüyorum.

Kötü bir tablo çizmiş gibi gözüksem de, Aristoteles'in tanımladığı beyin ile şu anki tanımladğımız beyin aynı değil. Zaten bilim dediğimiz alan peyderpey ilerler. Muhtemelen bu anlama arzumuzdan kaynaklanıyor. Sonuç olarak dünya üzerineki her türlü açlığı ve şehveti tatmin edebilirken, bilgi öyle değil. Bilgi, yediğiniz zaman daha da acıktıran bir yemek gibi düşünülebilir.

Doğaya çıkıp baktığınızda canlıların arasında bir hiyerarşi görürsünüz. Bu piramidin en tepesinde insan olarak, ahsen-i takvim olarak biz bulunuyoruz. Diğer canlılarda bulunmayan, yaklaşık 240 milyon yılda evrimleşen, 2-3 mm. kalınlığında bir dış kabuğa (neokorteks) ve çok büyük bir alın lobuna (frontal lob) sahibiz. Bu gelişmişlikler ile beraber dürtülerimizi kontrol edebiliyor, öz farkındalığımıza varabiliyor, düşünebiliyor ve sosyalliğin dibine vurabiliyoruz.

Bildiğimiz tüm canlılardan böylesine keskin bir şekilde ayrılırken, Allah'ın bahşettiği en güzel şeyden habersiz yaşamak, hem bana hem Allah'a göre en büyük günahtır.

Enfal-22: Çünkü yeryüzünde debelenenlerin Allah katında en kötüsü, akıllarını işletmeyen/kullanmayan sağır ve dilsizlerdir.

Yunus-100: ...Allah, pisliği aklını kullanmayanların üzerine yağdırır.



Halbuki sirkelenebilsek neler yapabilirdik, ne cennetler kurabilirdik.
Hâlâ da mümkün.
Ama bir tek SEN bilebilirsen ve yapabilirsen.
Başkası değil.
Devletliler, bürokratlar, patronlar, zenginler değil.
Sadece SEN.
Bu yazıyı okuyan SEN.
Parmak izi, beyninin kıvrımları, damarlarının dallı budaklı desenleri ve hayal âleminin başka hiçbir kimseye benzemeyen SEN.
Eşref-i mahlukat olan SEN.
Eğer o Sen isen, selam olsun sana.


Baybiş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder