5 Temmuz 2017 Çarşamba

İnsan Retoriği

Ardışık, sadece beynimizde olan zamanın son anında, en modern çağda yaşadığımızı söyler dururuz. Çoğumuza sorulacak olsa, veya sorulduğunda ''evrenin merkezi benim durduğum yerdir'' diyecek kadar ileri gidebiliyoruz.Geldiğimiz nokta bu mudur? 

5 Eylül 1977'de fırlatılan ve Güneş Sistemini aşabilmiş tek araç olan Voyager-1, bize pek önemli olmadığımızı hatırlattı. Onun sayesinde, 2013'te başka bir yıldızın sesini duyabildik. Ancak -bana göre- onun yaptığı en büyük iş, 6 milyar kilometre öteden dünyamızın fotoğrafını çekmesidir. Görsellerle desteklenmeyecek kadar açık şekilde, ufak gözüküyoruz. Carl Sagan'ın bu fotoğraf hakkında koca bir kitap yazmışlığı vardır. Onun dediği gibi, biz uzaktan pek seçilemeyen, belli belirsiz, mavi soluk bir noktayız. Güneş ışığına asılı kalmış bir toz zerresinden fazla bir şey değiliz. Peki yere göğe sığdıramadığımız, henüz %1'ini görebilme fırsatı yakalayamamış, kütlesini, hacmini, sistemlerini idrak edemediğimiz dünya buysa, o yersiz hatta ahmakça kibirimiz nereden geliyor?

Güneş'i, Ay'ı, hatta Mars'ın iki minnak uydusu Phobos ve Deimos'u bırakın. Hangimizin boyu bir dağ kadar uzun? Yahu Uğur bırak bunları, evrendeki en karmaşık maddesel yapılanma bize içkin (beynimizden bahsediliyor) elbette biz seçilmiş ve özel canlılarız. Biraz da kibir oluversin diyenleriniz olubilir. Peki bunun bilincinde olan insanlar, vaktini neden düşünerek ve akıl ederek geçirmez? 


Yahut geçmişten bugüne kadar adımbaşı hamam bulunan coğrafyamızda neden suyun kaldırma kuvvetini biz bulmadık? Arşimed'in bizden ne fazlası var?
Yahut, tarih boyunca Amasya'da elma yetiştirmiş ve dünyaya ihraç eden bir coğrafya olarak, kütleçekimini neden biz bulmadık? Bahsedilen elmalar sadece İngiltere'de ve Cambridge yakınlarında mı yere düşüyor? Ay, sadece İngiltere'de mi görünüyor? Newton'un bizden ne fazlası var?

En modern, bilginin aritmetik (1-2-3) değil de, geometrik (2-4-8) şekilde arttığı bir dönemde yaşadığımızı söyleyip; Isaac Newton'dan, Niells Bohr'dan, Alexander Friedmann'dan daha yetkin ve bilgili olduğunu söyleyebilecek biri var mıdır? Bu insanlarla aramızdaki fark -yine bana göre- o cıscıslı tınısıyla ''Tecessüs'' olmalıdır. Merak etmiyoruz, istemiyoruz..

Şöyle bir düşünelim; Ben evimden dışarı çıkmayan, tüm gününü oda, salon, lavabo üçgeninde geçiren bir birey olayım. Bununla birlikte bekar ama evlenmek isteyen biri de olabilirim. Benim bu isteğimi dışarı çıkmadan, bakıp görmeden, kısmeti aramadan, camdan bakarak yerine getirebilmem mümkün mü? 

Başarı, onu arzulayan ve hazır olana gelir.Newton ve Arşimed hazırdı. Zamanında Paul Verlaine ne güzel demiş, öyle değil mi?


                          ''Ey senki durmadan ağlarsın,  
                            Döversin dizlerini.
                            Gel söyle ne yaptın,
                            Nettin gençliğini?''

İnsan, insan olma vasfının sınırlarına gelmişken, Michio Kaku'nun belirttiği gibi, belki de normal yollarla ölecek son canlılar olacakken, insan genomunun tamamı kopyalanmışken, bizim bilgi üretmeden, teknoloji üretmeden var olabilmemiz mümkün değil.Bilgi üretmeyen bir toplum geri kalmaya ve yok olmaya mahkumdur. Buraya, bu dünyaya, yüksek maaşlı işlerde çalışmaya, lüks markalar edinmeye mi geldik?
Unutmayın; insan itiraz eder, hesap sorar, kul itaat eder.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder